TBMM Dışişleri Komisyon Başkanı Volkan Bozkır olası bir göç dalgasına karşı yapılan hazırlıkları anlattı.

TBMM Dışişleri Komisyon Başkanı Volkan Bozkır, Rusya ve Suriye’nin İdlib’de sıkışan cihatçılara yönelik olası operasyonun sonuçlarına dair değerlendirmede bulundu. Bozkır, İdlib’de olumsuz senaryo gerçekleşmesi durumunda Türkiye’nin kapılarını açmamayı ve göç dalgasını Suriye topraklarında oluşturulacak kamplara yönlendirmeyi planladıklarını belirtti.

Bozkır, “Şayet bir göç dalgası olursa Suriye topraklarında çözüm üretmek için her türlü tedbiri alıyoruz. Orada düzeni kurabilecek imkân ve mekanizmalara sahibiz” diye konuştu.

Volkan Bozkır’ın Akşam’dan Pınar Işık Ardor’a yaptığı açıklamaların bir kısmı şöyle:

‘ATEŞKESİN SAĞLANMASI CİDDİ ÖNEM TAŞIYOR’

Gözler İdlib’te, tansiyon yüksek. Rusya ve Suriye rejim güçleri hafta başında saldırıya geçti, ardından Cuma günü, Tahran’da Türkiye, Rusya ve İran Devlet Başkanlarının katıldığı üçlü zirve toplandı. Zirve neyi değiştirdi? Önemi ne oldu?

Rusya, İran ve özellikle Türkiye, başından beri Suriye’de akan kanın durması ve çözümün sağlanması için samimi ve güçlü bir çaba ortaya koymakta. Amerika işin içinde güçlü bir şekilde yer almadığı için Suriye için oluşturulan koalisyon çok fazla etkili olamadı. Cenevre süreci de Suriye’nin geleceği ile ilgili başarılı sonuç alacak noktaya gelemedi. Ama Astana Zirvesi’nde bu 3 liderin aldıkları kararlar çözüme yönelik en önemli adımı teşkil etti. Arkasından Soçi’de alınan kararlar bir anlamda Cenevre sürecini de sonuç alınabilir hale getirdi. Astana ve Soçi’de bunları başarmış 3 lider bu kez Tahran’da, Suriye’deki gelişmelerle ilgili yeni kararlar aldılar. Zirve birçok yönüyle başarılı oldu. Bundan sonra uygulamasına bakacağız. İdlib’in ve bölgenin geleceği için, ateşkesin sağlanması ciddi önem taşıyor.

İdlib’e yönelik saldırılar sahadaki durumu daha da kötüleştiriyor. İdlib’in mevcut statüsünün korunması bu bakımdan gerekli.

‘AKSİ YÖNÜNDE ADIMLAR TERÖR ÖRGÜTLERİNİN EKMEĞİNE YAĞ SÜRER’

İdlib, Suriye demografisinin küçük bir örneği gibi. Buradan teröristlerin temizlenmesinin titizlikle yapılması ve sivillerin can güvenliğini tehlikeye atacak adımlardan kaçınılması oldukça önemli. Bunun aksi yönünde adımlar terör örgütlerinin ekmeğine yağ sürmek olacaktır. Sivil can kayıplarının yanında, yeni bir göç dalgasının başlaması, yaşanan insani krizi daha da derinleştirecektir.

Türkiye’nin, daha fazla sivil can kaybına tahammülü yoktur. Ayrıca, Türkiye’nin yeni bir göç akınını karşılayacak kapasitesi de dolmuştur. Ben inanıyorum ki, bu zirvede alınan kararlar, tarafların, özellikle de Türkiye’nin hassasiyetleri göz önünde bulundurularak uygulanacak ve Astana ruhuna yakışır bir şekilde süreç ilerletilecektir.

‘BİR ASKERİ HAREKATTAN ZİYADE ÖNCE ORADA TEMİZLİK YAPILABİLİR’

Peki, bu üç ülkenin çıkarları yok mu? Sadece insani olarak mı bakılacak olaya? Yani Türkiye’nin hassasiyet gösterdiği insani boyut dikkate alınacak mı? Öyle umut ediyoruz ama…

Ülke çıkarları var ama ülke sorumlulukları da var. Bu 3 ülke elini taşın atlına koymasaydı, bugün Suriye’de tablo çok daha kötü olurdu. 7 sene öncesine göre Suriye’de daha umut veren bir tablo yaşadığımızı söyleyebiliriz. Bir ara Suriye’nin yüzde 40’ı DEAŞ’ın elindeydi. Büyük çatışmalar yaşanıyordu. Türkiye’ye gelen 3 milyona ilaveten, Suriye içinde ve Ürdün ve Lübnan’a gidenlerle beraber 6 milyon kişi yerlerinden yurtlarından olmuştu. Bugün, bu açıdan bakıldığında, çok daha iyi bir tablo var. Dolayısıyla ülke menfaatleri olsa bile, bu 3 ülkenin aldığı sorumluluk, bu tabloyu değişme yoluna getirdi.

İdlib’de kimin kim olduğunu herkes biliyor. Dolayısıyla bir askeri harekâttan ziyade, önce orada temizlik yapılabilir. 30 bin HTŞ militanı ve özellikle lider kadroları sivillerden ayıklanabilir. Sonuçta askeri operasyona gerek kalmaz.

Peki, askeri operasyon, yani korkulan senaryo gerçekleşir ve devamında söylenen ABD’nin, Rusya’nın, İran’ın hatta bazı Avrupa ülkelerinin de içerisinde bulunacağı büyük bir çatışma ortamı olur mu?

Rusya’nın Suriye’de önem verdiği Hmeymim askeri hava üssüne daha önce İHA’larla ve dronelarla çok sayıda saldırı oldu. Rusya, terör örgütlerinin yerleştiği İdlib bölgesindeki alanlarla ilgili güvenlik tedbirlerini alacağını söylemişti. Dolayısıyla bu hafta başından itibaren başlatılan İdlib hava operasyonu, daha ziyade, terör örgütlerinin yerleşik olduğu bölgelere yönelik. Sınırlı bir operasyon.

‘İDLİB KÜÇÜK BİR KASABA İKEN ŞU ANDA 3.5 MİLYON NÜFUSLU BİR ŞEHİR’

İdlib’i 2015 yılında, farklı silahlı örgütlerin kurduğu ve bünyesinde El Nusra’nın da bulunduğu çatı örgütü Fetih Ordusu ele geçirdi. Ancak günümüze kadar diğer bölgelerden oraya intikal eden terör grupları da oldu. Astana’da bu gerginliği azaltmak için 4 Gerginliği Azaltma Bölgesi (GAB) oluşturuldu. 4 bölgenin biri de İdlib. İdlib’de de bizim askerlerimiz gözetleme görevi yapmak üzere 12 noktada konuşlandırıldı. Ancak, diğer 3 bölge Doğu Guta, Kuzey Humus ve Deraa-Kuneytra, bilahare tamamen Suriye rejimi tarafından ele geçirildi. Burada yerleşik terör militanları ve sivil halk İdlib’e göç etti. İdlib küçük bir kasaba iken şu anda 3,5 milyon nüfuslu bir şehir haline geldi. Türkiye’nin 28 Ağustos’ta terör örgütü olarak ilan ettiği ve El Nusra’nın yeni format olan Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) terör grubu şu an İdlib’e tamamen yerleşmiş durumda. 30 bin militanı olduğundan bahsediliyor.

‘28 Ağustos’ta terör grubu olarak kabul ettik’ dediniz. Türkiye’yi tehdit eden bir grup olarak değerlendirebilir miyiz? DEAŞ ya da YPG/PYD gibi mi?

El Kaide örgütünün Suriye ayağı El Nusra’dır. Heyet Tahrir el-Şam, El Nusra’nın yeni ismidir. Tam bir terör örgütüdür. DEAŞ terör örgütü bugün artık yok olmaya doğru gidiyor. Onlardan da bunlara katılmış olanlar alabilir. İdlib’de böyle bir karmaşıklık var. Biz diyoruz ki; terör örgütü militanları var ama İdlib’e hava saldırısı ya da askeri harekât olursa burada masum insanlar var. Bu saldırıda çok sayıda masum insan hayatını kaybedebilir. Ve belki büyük bir göç dalgasına neden olabilir. Bu göç dalgası için 800 bin 1 milyon rakamı ifade ediliyor.

Bekliyoruz değil mi? Peki kapılarımızı açıyor muyuz?

Olumsuz senaryo gerçekleşirse, yeni bir göç dalgası olabilir. Ama kapılarımızı açmamayı ve göç dalgasını Suriye topraklarında oluşturulacak kamplara yerleştirmeyi planlıyoruz. Ülkemize daha önceki göç dalgasında gelen Suriyeliler de, İdlib ve Reyhanlı üzerinden Türkiye’ye geldiler. Terör örgütü unsurları da Türkiye’ye zamanında aynı bölgeden girdiler. Bu kez bu riski almayacağız. Şayet bir göç dalgası olursa da buna Suriye topraklarında çözüm üretmek için her türlü tedbiri alıyoruz.

‘SURİYE TOPRAĞINDA ÇÖZÜM BULURUZ’

Güvenli bölgede askerlerimiz var. 12 gözetleme birimimiz var. Onlara yönelik bir tehlike olmaz. Esas sorun Türkiye hududuna çok büyük sayıda insanın bombardımandan kaçarak gelmesidir. Onu da Suriye hududu içinde onlarla ilgili konaklayacakları imkânlar sağlayarak Türkiye’de yapacaklarımızı orada yaparak karşılamayı düşünüyoruz. Ama inşallah olumsuz senaryo gerçekleşmeyecek ve bunların hiçbiri ortaya çıkmayacak.

Kaynak: Artı Gerçek

  • Hakkımızda
  • Künye

 

Başka Bir Denizli… Başka Bir Ülke… Başka Bir Dünya… MÜMKÜN…