İttihad ve Terakki Partisi’nin yargılandığı yakın tarihteki en önemli üç mahkemeye dayanılarak hazırlanan Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti Yargılamaları İş Bankası tarafından yayınlandı. İlber Ortaylı’nın ‘son İttihadcı’ dediği Erol Şadi Erdinç tarafından yapılan üç ciltlik kitap serisi bu konuda bütün belgeleri bir araya getiren tek çalışma olarak biliniyor.

İttihad ve Terakki, Osmanlı’dan günümüze Türkiye’nin siyasi yaşamında hâlâ etkilerini sürdüren en önemli partisi olmuştur. Bugün dahi dış politikada eleştirilen bir çizgi “ittihad terakki uygulaması” denilerek mahkum edilmeye çalışılıyor. Dünyadaki ve Türkiye’deki siyasi partilerin ömürlerine bakıldığında İttihad ve Terakki’nin siyasi ömrü çok kısadır. 1889 yılında kurulmuş olsa da kısa kesintilerle iktidar olduğu yıllar 1908 ve 18 yılları arasıdır. Ardından İttihad ve Terakki liderleri yurt dışına kaçarak dünyanın dört bir yanına dağılmışlardır. Ama yine siyasi amaçlarından vazgeçmemişler özellikle partide daha etkin olan Talat, Cemal ve Enver paşalar farklı yerlerde öldürülmüşlerdir. Ama partinin siyasi yaşamdaki etkisi Mustafa Kemal’e yapılan İzmir suikastının ardından 1926 yılında açılan Ankara İstiklal Mahkemesi yargılamalarına kadar sürmüştür.

EROL ŞADİ ERDİNÇ, SON İTTİHADCI

Erol Şadi Erdinç

Erol Şadi Erdinç, Türkiye’de İttihad ve Terakki Partisi konusunda çalışan bütün araştırmacıların kabul ettiği gibi en yetkin isimdi. Fakat bu konuda bütün uzmanlığına rağmen çok yazdığı söylenemez. İlber Ortaylı onun için “son ittihadcı” diyerek şunları söylüyor; “Erol Şadi az yazmıştır; yazdıkları daha çok araştırmacıların metin ve okumaları üzerine tenkitlerdi. Sorulduğu zaman cömertçe nadide kaynak bilgisini ve taramalarından tespit ettiklerini nakletmekte tereddüt etmezdi. Bilen ve öğreten sevimli kişiliğinin yanında İstanbullu okumuşların keskin alaycılığını da elden bırakmamıştır. Tadını çıkara çıkara tenkit ederdi. Çok bilenler her zaman rahat yazamazlar.”

Aslında Erol Şadi Erdinç’in bu konuda birçok çalışmasının olduğu biliniyor. Ancak bütün titiz araştırmacılar gibi bütün belgeleri toplayarak kitaplarını bitirmeye çalıştı. Ölümünden sonra Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları onun en önemli çalışmalarından “Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti Yargılamaları” adını taşıyan eserini yayınladı. Erol Şadi Erdinç İttihad ve Terakki politikalarının, yöneticilerinin yargılandığı üç önemli mahkemedeki bilgileri, belgeleri bir araya getirerek muazzam bir eser meydana getirmiş. Bu yargılamalar 1. Dünya Savaşı’nın kaybedilmesinin ardından yapılan, öncelikle savaşa neden ve nasıl girildiğini sorgulayan Meclis-i Mebusan Soruşturması, özellikle tehcir, politik cinayetler, kitlesel kırımların sorumlularının yargılandığı Divan-ı Harb-i Örfi Yargılaması ve yeni kurulan Kemalist cumhuriyetin muhtemel rakiplerini de ortadan kaldırdığı İzmir suikastinin ardından kurulan Ankara İstiklal Mahkemesi ve Siyasi Yargılama’sıdır.

Erol Şadi Erdinç’in bu çalışmasının önemi İttihad ve Terakki’nin yargılandığı en önemli bu üç yargılamadaki bütün belgeleri bir araya getirmesinde yatıyor. İttihad ve Terakki konusunda Kemal Tahir’den başlayarak romanlara da konu olmuş çok sayıda eser verildi. Erol Şadi Erdinç’in üç ciltlik bu çalışmasındaki belgelerin bir kısmı şüphesiz daha önce de değişik yazarlar tarafından yayınlandı. Ancak bütün kayıtları, tutanakları, ifadeleri bir araya getiren bir çalışma ilk defa yapılıyor. Bir yanıyla İttihad ve Terakki’nin on yıllık iktidarında Osmanlı’nın çöküşü ile biten bir savaşın ardından, parti yöneticilerinin hesap vermediği yargılanmadığı şeklindeki algıyı da sorgulayacak bir çalışma olmuş. Bütün bu belgelerden görüyoruz ki aslında İttihad ve Terakki, önce siyasi olarak Osmanlı Meclisi yani Meclis-i Mebusan, sonra bir savaş hukuku olan Divan-ı Harb yargılaması ve İzmir Suikasti’nin ardından Türkiye’de kalan yöneticilerinin yargılandığı Ankara İstiklal Mahkemesi tarafından yargılanmış. Bu yanıyla bu eser yalnızca konunun uzmanları ve tarihçiler tarafından değil yakın tarihin bu en önemli siyasi hareketini incelemek isteyen meraklı okurlar, edebiyatçılar tarafından da birinci elden bir kaynak durumunda.

Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti Yargılamaları, Erol Şadi Erdinç, 2124 syf., Türkiye İş Bankası Yayınları, 2018.

CİHAN HARBİNE NASIL GİRDİK?

Bu üç ciltlik çalışmada okuyucuların farklı dönemlere ait merak ettikleri bir çok olayın birinci elden anlatımları yer alıyor. Hemen ilk ciltte Osmanlı İmparatorluğu’nun neden savaşa girdiği ve bu savaştan kaçınmasının mümkün olup olmadığı konusundaki tartışmalara ışık tutacak ifadeler var. Bunlarda en önemlisi, Osmanlı’nın savaşa girmesine neden olan Rusya’nın Karadeniz’deki limanlarının Osmanlı donanması tarafından topa tutulması olayı. Gerçekte birer Alman savaş gemisi olan, ancak Osmanlı hükümetinin “satın aldık” gerekçesi ile Çanakkale Boğazı’ndan içeri aldığı, Göben ve Braslau yani Yavuz ve Midilli’nin Karadeniz’de Rus limanlarını ve şehirlerini bombaladığı olayların, nasıl gerçekleştiği, dönemin Sadrazamı Sait Halim Paşa tarafından anlatılıyor. İttihatçıların iktidarda olduğu ama başbakanlık görevini Sait Halim Paşa’nın yürüttüğü bu dönemde bir büyük savaşa giriş oldu bittiye getiriliyor.

SAİT HALİM PAŞA, ALMANLAR TARAFINDAN KANDIRILDIĞINI SÖYLÜYOR

Sait Halim Paşa Meclis-i Mebusan soruşturmasında, ne Göben ve Braslau’nun Çanakkale Boğazı’ndan içeri girişinden ne de Karadeniz’de limanların bombalamasından haberdar olmadığını söylüyor. Yaklaşan savaş konusunda tarafsızlık politikasını yürütmeye çalışan paşa aslında siyasi gücünün olmadığını bu oldu bittilerle acı bir şekilde öğreniyor. Sait Halim Paşa Meclis-i Mebusan’da verdiği ifadede bu önemli olay konusunda şunları söylüyor; “Bizim filomuz Karadeniz’de Rus filosuna tesadüf etmiş, top atmış ve ondan sonra öteki beriki limanları topa tutmuş…Fakat bu nasıl olabilirdi? Çünkü ben gemilerimizin Karadeniz’e çıkmasını katiyen istemiyordum ve hatta bir müddet donanmamızı çıkartmadım. Fakat bir gün donanma komutanı Amiral bana geldi ve ‘manevra yapmak lazım geliyor; halbuki Marmara Denizi rakit olduğu cihetle manevra ve endaht konusunda müsait değildir. Binaaeleyh Karadeniz müsaittir’ dedi.”

‘ALMAN AMİRAL İMPARATOR SAVAŞ İSTİYOR DEDİ’

Bu olaydan sonra paşa itilaf devletleri büyükelçileri ile konuşarak “bir kaza olmuştur” diyerek zararları giderme teklifi getirse de savaştan geri dönüşün yolu yoktur. İttihadcı liderlerin de hedefi bu provokasyonla gerçekleşmiştir. Fakat yine bu belgelere göre Göben ve Braslau’nun Alman komutanlarının böyle bir hareketi gerçekleştirmeyeceklerini nasıl düşündüğü konusunda bir belirsizlik var. Çünki Sait Halim Paşa bu olaydan sonra istifa etse de savunmasına göre Alman Amiral daha önce gelerek de savaşa girmeyi teklif etmiştir; “ Efendim Amiral bana birkaç defa geldi ve ‘İmparatordan emir aldım, İlan-ı harb ilan edelim’ diye ısrar etti. Amiral’in sözlerine karşı ‘Benim padişahım başka, senin imparatorun başka’ dedim; Ondan sonra bir daha gelmedi.”

DİVAN-I HARB-İ ÖRFİ YARGILAMASI, TEHCİR KİTLESEL KIRIMLAR

Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti Yargılamaları, Erol Şadi Erdinç, 2124 syf., Türkiye İş Bankası Yayınları, 2018.

İttihad ve Terakki Partisi’nin yurt dışına kaçamayan yöneticilerinin alındığı 1919 yılındaki yargılamalarda, savaş sırasında meydana gelen tehcir ve kitlesel kırımlar ön plana çıkıyor. Fakat partinin ilk kuruluşundan itibaren nasıl bir yapısının olduğu, kimlerin hangi görevlerde bulunduğu ve çalışma tarzına ilişkin de önemli aktarımlar yer alıyor. Bu mahkemelerde; Sadrazam Said Halim Paşa ile birlikte İttihad ve Terakki’nin genel merkez yöneticileri ile birlikte Halil Paşa, Ahmet Nesimi, Küçük Talat, Ziya Gökalp, Midhat Şükrü gibi isimlerin yanı sıra, yurt dışına kaçmış olan Talat, Enver ve Cemal Paşalar ile Doktor Nazım, Bahaaeddin Şakir, Şeyhulislam Esat Efendi gibi isimler de yargılanmıştı. Bu mahkemelerde Ermeni tehcirine ilişkin önemli sorgulamalar da yapılmıştı. Mahkeme Yozgat, Trabzon, Büyükdere Tehciri gibi olaylara ilişkin de çeşitli cezalar vermişti. Yine Divan-ı Harbi Örfi Yargılaması tutanaklarından Teşkilat-ı Mahsusa’ya ilişkin önemli bilgiler de elde ediliyor.

İTTİHAD TERAKKİ’NİN SON YARGILANMASI, ANKARA İSTİKLAL MAHKEMELERİ

1926 yılında Ankara İstiklal Mahkemesi’nde İttihad ve Terakki Partisi’nden kalan son etkili kişiler yargılanır ve lider kadro idam edilir. İttihad ve Terakki’nin Talat, Cemal ve Enver paşalardan sonra en önemli kişiler olan Kara Kemal, Cavit Bey, eski Ankara Valisi Abdülkadır, Ziya Hurşit gibi kişilerin idamına kadar giden süreç İstiklal Mahkemeleri’nde bir suikast ihbarı ile başlamıştı. İzmir’de Giritli Şevki olarak tanınan bir motorcu, Mustafa Kemal’e İzmir ziyareti sırasında bir suikast yapılacağını, kendisinin de suikastten sonra bu kişileri Yunan Adaları’na kaçırmak için tutulduğu ihbarını yapmıştı. Bu ihbarda adı geçen eski Lazistan Mebusu Hurşit Bey, kaldığı otelde silahlar ile birlikte ele geçti. Ardından Laz İsmail, Çopur Hilmi, Gürcü Yusuf ve Sarı Efe lakaplı Edip Bey kaldıkları otellerde yakalandılar. Fakat daha suikastçiler sorgulanmadan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın yöneticileri de hemen gözaltına alınır. Arkasından gelen tutuklama dalgasında İttihad ve Terakki’nin üst düzey kadroları arasında yer alan Kara Kemal, Küçük Talat, Cavit Bey, Nazım Bey, Abdülkadir Bey gibi kişiler de hemen yakalanır. Ardından Milli Mücadele’nin en önemli kişileri olan Kazım Karabekir, Rauf Bey, Ali Fuat Paşa, Bekir Sami Bey gibi isimlerde mahkeme önüne çıkartılır.

İzmir Suikasti ve Ankara İstiklal Mahkemesi yargılamaları yakın tarihin en önemli olaylarından birisidir. Bu konuda yöneltilen en büyük eleştiri İzmir suikasti bahane edilerek Mustafa Kemal’e muhalefet eden isimlerin de tasfiye edildiğidir.

KEMAL TAHİR’İN İTTİHAD TERAKKİ’NİN FEDAİSİNE HAKSIZLIĞI

Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti Yargılamaları, Erol Şadi Erdinç, 2124 syf., Türkiye İş Bankası Yayınları, 2018.

Bir çok romana ve araştırmaya konu olan İzmir Suikasti, İttihad Terakki’nin kalan lider kadrosunun yargılandığı son dava olması nedeniyle de ayrı bir önem taşır. Bu konuda yazılan en önemli eserlerden birisi Kemal Tahir’in Kurt Kanunu adlı romanıdır. Kemal Tahir Kurt kanununda Kara Kemal ve eski Ankara Valisi İttihad Terakki’nin silahşörü sayılan Abdülkadir Bey’in bu olaydaki rollerini yazar. Romanda Abdülkerim Bey olarak yansıtılan, İttihadcıların bu önemli örgütçüsünün, Erol Şadi Erdinç’in Ankara İstiklal Mahkemesi’ndeki ifadesini okuduğumda, Kemal Tahir’in büyük bir haksızlık yaptığı duygusuna kapıldım. Kemal Tahir’in romanında kaçak olduğu dönemde daha çok gönül ilişkileri ile yansıtılan Abdülkadir Bey’in aktarılanın aksine daha farklı bir kişiliğe sahip olduğunu gördüm. Abdülkadir Bey İzmir Suikasti’nden dolayı aranırken; sokaklarda, çiftliklerde, onu kabul eden dostlarının evlerinde kalmış ama ifadesinde bu kişileri korumaya dikkat etmişti. Rakiplerinin de onun kişiliğinin hakkını teslim ettiğini aktarmakta yarar var. İsmet İnönü onun İzmir Suikastı’na karışmış olduğuna ilişkin iddiayı şüphe ile karşılayan şu sözleri anılarında aktarır; “Kararlı bir adam. Temiz bir adam. Çetin bir ihtilalci, ihtilal arkadaşlarına, ihtilal fikirlerine bağlı. Meşrutiyetten önce güç zamanlarda İttihad-Terakki’nin en gözde, en güvenilir fedaisi. Böyle bir adam. Abdülkadir, Milli Mücadele’ye karışmadı. Uzaktan takip ediyor. Bilmiyorum belki bu esnada arkadaşlarıyla bir macera içinde bulunmuş olabilir. İzmir Suikastçıları içinde Abdülkadir bulunsaydı vaziyet çok tehlikeli olurdu… Tertip ondan gelseydi bu işi mutlaka bitirirdi…” (İnönü, Hatıralar, cilt 2, Bilgi Y., s. 216)

Abdülkadir Bey’in anlatımlarından, Mustafa Kemal ile çeşitli cephelerde beraber çalıştıklarını ve uzun bir ilişkileri olduğunu öğreniyoruz. Eğer Kemal Tahir, Kurt Kanununu yazmadan önce Abdülkadir Bey’in ifadesini okumuş olsaydı acaba farklı bir portre çizer miydi diye düşünmeden edemiyorum. Erol Şadi Erdinç’in Ankara İstiklal Mahkemesi ve Siyasi Yargılama’da aktardığı belgeler, özellikle tarihi romanlarda yazarların anlattığı kişiler ve olaylara karşı daima şüphe ile bakmak gerektiğini gösteriyor.

Erol Şadi Erdinç’in uzun yıllara yayılan ve ölümünden sonra yayınlanabilen bu üç ciltlik İttihad ve Terakki belgeleri yakın tarihin bu en önemli partisine ilişkin önemli tanıklıkları içinde barındırıyor. Bu yanıyla dahi yakın tarihe meraklı bütün araştırmacılar ve okuyucuların başvuracağı en önemli kaynak olacaktır.

Kaynak: Gazeteduvar

  • Hakkımızda
  • Künye

 

Başka Bir Denizli… Başka Bir Ülke… Başka Bir Dünya… MÜMKÜN…