KADIN -LGBTİ+ ÖRGÜTLERİ ANLATTI: “CEDAW’ın Türkiye’yi gözden geçirme raporuna İstanbul Sözleşmesi damgasını vurdu”

KİH-YÇ’den Şeker ve Buse, Mor Çatı gönüllüsü Ege, Havle’den Çamdereli, Kaos GL’den Uzun ve CŞMD’den Uçuran’la CEDAW sürecini, oturuma dair izlenimleri ve komitenin nihai görüşü üzerine söyleştik.

Türkiye’nin 1985 yılından beri imzacısı olduğu CEDAW, Birleşmiş Milletler (BM) düzeyindeki 9 temel insan hakları sözleşmesinden biri olan Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi.

Bu sözleşmeler arasında, özellikle kadınların insan haklarını ve toplumsal cinsiyet eşitliğini odağına alan tek sözleşme olması ve “uluslararası kadın hakları yasası” olarak da kabul edilmesi önemini hayli artırıyor. CEDAW, tıpkı İstanbul Sözleşmesi gibi cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin bir ayrımcılık nedeni olmasını da yasaklıyor.

BM Genel Kurulu tarafından 1979′da kabul edilen, 1981′de yürürlüğe giren ve Türkiye tarafından 1985 yılında imzalanan CEDAW’ın kıymeti burada. Ancak bununla sınırlı kalmıyor ve taraf devletlerin, ilki sözleşmenin kabulünden bir sene sonra, diğerleri de her dört senede bir olmak koşuluyla ülke raporu/resmi rapor sunması gerekiyor. CEDAW öncesi, uluslararası sözleşmelerin izleme mekanizmasının bir parçası olarak kadın ve LGBTİ+ örgütleri de ortak gölge raporlar hazırlıyor.

Bu raporlar, genellikle devletin komiteye sunduğu raporu inceledikten sonra sahada, gerçekte yaşananları sivil toplum gözünden aktarmaya dayanıyor. Aynı zamanda devlet delegasyonunun CEDAW’ın izleme organı olan CEDAW Komitesi’nin soracağı soruların da şekillenmesine yol açıyor. Çeşitli örgüt, platform ve BM kuruluşlarının sunduğu raporlar neticesinde komitenin oluşturduğu soru listesi bu sene de bu şekilde hazırlandı.

Türkiye’nin 8. kez gözden geçirildiği oturuma, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık’ın yanı sıra bakanlıklardan ve ilgili kurumlardan temsilcilerden oluşan bir delegasyon katıldı. Kadının İnsan Hakları-Yeni Çözümler Derneği (KİH-YÇ), Kaos GL Derneği, Kadın Dayanışma Vakfı, Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği (CŞMD), Havle Kadın Derneği ve Türk Kadınlar Birliği’nin de bulunduğu 20 kadın ve LGBTİ+ örgütünden oluşan CEDAW STYK bileşenleri de oturuma katılanlar ve gölge rapor sunanlar arasındaydı.

Örgütler, oturumdan döndükten CEDAW Komitesi’nde neler olup bittiğine dair kapsamlı değerlendirmeler hazırladı. Bu noktada KİH-YÇ’den Berfu Şeker ve Ezel Buse, Mor Çatı gönüllüsü Elif Ege, Havle’den Rümeysa Çamdereli, Kaos GL’den Damla Umut Uzun ve CŞMD’den Burcu Uçuran’la CEDAW sürecini, oturuma dair izlenimlerini, örgütler olarak etkilerini ve komitenin nihai görüşünü anlattıkları bir söyleşi yaptık.

“Doğru bilgiye ulaşmalarını sağladık”

Öncelikle hem CEDAW oturumuna hazırlanış sürecinizi hem izlenimlerinizi hem de bu alana nasıl etki etmeye çalıştığınızı dinleyelim.

Berfu: CEDAW uzun yıllardan beri KİH-YÇ’nin takip ettiği bir mekanizma. İlk gölge rapor yazımı sürecini takip etmiş, yıllar boyu bu mekanizmayla ilgili bilgileri yerellerle paylaşmış dernek.

Türkiye İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiği için bu çekilmenin komitenin sorularına ve nihai görüşlerine yansıması için büyük bir çaba gösterdik.

Kadın ve LGBTİ+’ların en temelde yaşam haklarına yönelen saldırıların İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeyle en üst seviyeye ulaştığı bir ortamda  elimizde kalan ve bağlayıcılığı olan, en önemli uluslararası çerçeve metni CEDAW’ı etkin bir şekilde kullanmak ve başta İstanbul Sözleşmesi’yle çekilmeyle ayyuka çıkan kadın ve LGBTİ+ düşmanı politikalara dikkat çekerken, hukuksuzluğun ve keyfiliğin demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü ilkelerini nasıl yerle bir ettiğini de göstermekti amacımız. 82. CEDAW Oturumu’nda Türkiye’nin gözden geçirildiği süre boyunca da komite üyelerinin feminist perspektiften olan bitenle ilgili doğru bilgiye ulaşmalarını sağladık.

Her ne kadar BM mekanizmalarının vaat ettiği şekilde çalışmadığını bilsek de iç politikada kendini herhangi bir hesap vermek zorunda hissetmeyen hükümetin, bakanlığın ve ilgili birimlerin yanıltıcı bilgileri aktarmak ve toz pembe bir resim çizmek kaydıyla da olsa komitenin sorularını yanıtlaması ve hesap vermek durumunda olması gerçekten kıymeti bir mesele. Bu mekanizmaların etkin kullanılmasının hala kıymetli olduğunu düşünüyorum.

Damla Umut: Bir LGBTİ+ örgütü temsilcisi olarak CEDAW sürecinden hak savunuculuğu bağlamında pek bir beklentim yoktu esasen. Türkiye’nin bağlı olduğu uluslararası bir sözleşme var; konunun uzmanı bazı ‘feminist’e anlatmakta zorlansak da bu sözleşme, aynı İstanbul Sözleşmesi gibi LGBTİ+ları şiddetten ve ayrımcılıktan koruyor.

Ancak bu şekilde uygulanmadığını biliyoruz. Orada CEDAW temsilcileri hükümetin karşısına geçip birkaç soru sordu, hak ihlalleri konusunda hükümeti sıkıştırdı diye oturum sonrası her şeyin LGBTİ+ toplumu için güllük gülistanlık olmayacağını biliyordum. Bu ön kabulle gidince, Türkiye hükümetinin inatla görmezden geldiği, baskıladığı ve kriminalize etmeye çalıştığı LGBTİ+ toplumunun aslında uluslararası mekanizmalar içinde meşru bir şekilde tanınıyor olmasını görmek; hak taleplerimizin hükümetin cevap zorunluluğuyla birlikte onların yüzüne vurulması ve hükümetin bunlara “cevap veremeyişi”ni görmek en büyük beklentilerimdi. Beklentilerim ziyadesiyle karşılandı.

Nefret söylemi dışında LGBTİ+ları ağzına almayan, bu uğurda İstanbul Sözleşmesi’nden bile çekilen canım hükümet yetkililerimizin, kendilerine ısrarla sorulan İstanbul Sözleşmesi’nden çıkış kararını binbir takla atarak meşrulaştırmaya çalışması; birçok kere LGBTİ+’lardan haklar bağlamında ve eşit birer vatandaş olarak bahsediyor olması bile her şekilde görmezden gelinen bizlerin içini bir nebze ılıştırmıştır diye düşünüyorum.

Elif Ege: Türkiye’de kadınlar ve LGBTİ’+lar, çok uzun yıllardır uluslararası izleme mekanizmalarını takip ediyor. Onlardan öğrendiğimiz üzere gölge rapor yazmak ve bu oturumları takip etmek devletin raporlarında ve komitenin bu raporlara yönelik olarak sorduğu sorulara verdiği yanıtlarda görülen yanlış ve çelişkili bilgileri ifşa edebilmek açısından çok önemli.

Alanda çalışan, kadınlara birebir destekler veren, dayanışma kuran örgütlerin destek verdikleri kadın ve LGBTİ+’lardan edindikleri bilgi ve deneyimlere dayanarak devlet mekanizmalarını izleme ve sorunları tespit etme şansı oluyor. Bu oturumlarda, bu ilk elden edinilen bilgileri komite ile paylaşmak, izleme sürecinin bir anlamı olabilmesini sağlıyor.

Elbette uluslararası izleme mekanizmaları bir ölçüde elit, bürokratik mekanizmalar; aktif olarak katılabilmek için dil bilmek, belli bir finansal kaynağa vs. sahip olmak gerekiyor. Bu durum da gerçekten eşitlikçi bir katılım olmasını engelliyor. Ben de kişisel olarak benzer şekilde oranın, o resmi prosedürlerinin yarattığı mesafeyi bir ölçüde deneyimledim.

Ama toptan önemsizleştirmeden önce hem Türkiye’de hem de uluslararası alanda feminist mücadelenin bu mekanizmaların feministlere daha açık hale gelebilmesi için vermiş olduğu ve sürdürdüğü mücadeleyi hatırlamak gerek.

Kadınlar ve LGBTİ+’lar, gölge raporlar veya diğer raporlamalarla alanda tespit ettikleri sorunları izleme mekanizmalarına aktarıyor, izleme mekanizmaları tarafından verilen tavsiyeleri Türkiye’deki mevcut politikaları iyileştirmek, yeni politikalar üretmek ve uygulamak için kullanıyorlar. Bu açıdan sürecin esas yürütücüsü olduğumuzu bilmek önemli diye düşünüyorum.

Burcu: CŞMD olarak CEDAW komitesine sunduğumuz raporumuzda destek birimleri, tecavüz kriz merkezi ve cinsel şiddet danışma dayanışma merkezlerinin yokluğu, sığınak hizmetlerinin yetersizliği ve kapsayıcı olmaması, verilerin paylaşılmaması, cinsel şiddet alanında kurum içi eğitimler, telefon hatları, kapsamlı cinsellik eğitimi, koruyucu ve önleyici çalışmalar, bütüncül politikalar, mevzuat ve eylem planlarının uygulanıp uygulanmadığı gibi konulardaki “Destek İstemek Hakkım” izleme çalışmamızın çıktılarından yararlanarak bir gölge rapor hazırladık.

CEDAW oturumlarında Türkiye’nin gözden geçirilme sürecinde, uzun bir süredir devlet temsilciliğine dair herhangi bir muhatabı karşımızda bulamazken, bu karşılaşmayı sivil toplum örgütleri olarak yaşayabilmemiz önemliydi. Elbette CEDAW oturumlarında ilgili devletler kendi sunumlarını yaparlarken, komite üyeleri hariç orada bulunan izleyicilerin ya da katılımcıların direkt soru yöneltme şansının olmaması süreci hep tek taraflı götürüyor.

Bu durum BM’nin ve elbette CEDAW komitesinin bürokratik yapısıyla ilgili ancak yine de sunumlarımızla ve sesimizle orada olmak çok iyi hissettirdi.

Bu süreçle ilgili söylemek istediğim en önemli şey ise İstanbul Sözleşmesi sonrası elimizdeki önemli sözleşmelerden ve mekanizmalardan biri olan CEDAW’ın tüm sivil toplum kuruluşlarınca daha aktif şekilde kullanılması. Çünkü bizim katıldığımız oturuma hazırlığını yapan her kişi ve kurumun ihlallere ilişkin rapor göndermesi mümkündü.

Ezel: Oturumları Cenevre’de, Birleşmiş Milletler’de, yüz yüze takip etmek benim için çok heyecan vericiydi. Gözden geçirme oturumlarına çok hazırlıklı bir şekilde gittik. Her birimiz uzmanlıklarımız doğrultusunda sanki bir sınava hazırlanır gibi hazırlandık. Geride bıraktığımız, atladığımız, eksik bıraktığımız hiçbir konu ve bilginin olmamasına azami özen gösterdik. Evet, komite zaten kendisine ülke ile ilgili yazılan, gönderilen tüm raporları okuyor.

Onların da bir hazırlıkları var ama kafalarında netleşmeyen ya da eksik kalan hususları devlet delegasyonuna oturumlar esnasında yüz yüze sormaları ve , raporlarına son hallerini vermeden önce son bir şansımız var sivil toplum olarak. Bu şansı en etkili şekilde kullanmak, kısa zamanda komiteye ülkedeki kadın ve LGBTİ+’ların en çok maruz kaldığı ayrımcılık ve hak ihlallerini stratejik, hızlı ama kapsamlı bir şekilde sunmak durumundasınız.

Bu gerçekten büyük bir sorumluluk ve zor da bir iş maalesef. Zira Türkiye’nin hak ihlalleri karnesi malum, çok uzun. Enteresan bir deneyim, aslında ülke içinde kadın ve LGBTİ+lar olarak muhatap alınmadığınız, barışçıl protesto hakkının dahi ortadan kalktığı bir atmosfer varken, sizin sorularınızı siz değil, sizin, yani yurttaşların adına, komite üyeleri devlet delegasyonuna soruyor ve delegasyon da bu soruları yanıtlıyor.

Bir tür ayna görevi gibi. Yurttaşların, halkın hak ve özgürlüklerinden ne ölçüde yararlanıp yararlanmadığının izlemesi, bu kez uluslararası bir insan hakları mekanizması olan komite tarafından yine halktan, bizlerden, sivil toplum örgütlerinden alınan rapor ve bilgilerle gerçekleşmiş oluyor. Biz sivil toplum temsilcileri, feministler ve LGBTİ’+lar da bize ayrılan yerde, bu “hesap sorma”ya aktif bir şekilde katılıyoruz.

“Bakan Yanık, ‘Neden çekildiniz?’ sorusuna bir cevap veremedi”

 

“Türkiye gözden geçirme” oturumlarına devletin, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık’ın yanı sıra bakanlıklardan ve ilgili kurumlardan temsilcilerden oluşan bir delegasyonla katılımı oldu. Oturumda, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmekle birlikte halihazırda kadın ve LGBTİ+ haklarında oldukça geride kalan Türkiye’ye bakışın nasıl olduğunu da merak ediyorum. Gözlemlerinizi paylaşabilir misiniz?

Berfu: Komite üyelerinin Türkiye’yi çok iyi izledikleri ve Türkiye’nin insan hakları taahhütlerinden geriye düştüğünü net bir şekilde gördüklerini söyleyebilirim.

Derya Yanık’a yöneltilen sorulara bakınca, Türkiye’deki anti-demokratikleşmenin ve bunun kadın ve LGBTİ+’ların hayatları üzerindeki olumsuz etkilerine hakimdiler. Kadın ve LGBTİ+ hareketlerinin gündemleştirdiği örgütlenme özgürlüğünün üzerindeki baskılar, Tarlabaşı Toplum Merkezi ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu kapatma davaları telaffuz edilerek komite tarafından sorulan sorular arasındaydı.

Bakan Yanık bu soruya cevap vermemeyi tercih etti. Bu suskunluğun kendisi zaten Türkiye hakkında bir şey anlatıyor diye düşünüyorum. Ya da özellikle OHAL döneminde hukukun üstünlüğünün iyice askıya alınmasının yaşattığı kaygıları dile getiren Türkiye Raportörü Nicole Amalin’in sorusuna yönelik, Bakan Yanık’ın Nicole Ameline’in Fransız olmasından yola çıkarak Fransa’nın OHAL uygulamalarını eleştirerek yanıt vermesi gibi durumlar, aslında Türkiye’nin otokratikleşmesine ve diplomasi, müzakere ve hesap verilebilirlik mekanizmalarına kendini kapatmış olmasına dair ciddi izlenimler bıraktı.

Ezel: Türkiye çok kalabalık bir delegasyonla katıldı. Kalabalık bir şekilde, bakan düzeyinde katılınmış olması ve tüm oturumlarda soruları Bakan Yanık’ın bizzat yanıtlaması… Tabii ki Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi nedeniyle tüm gözlerin üstünde olması…

Nasıl olmasın, dünyada bir başka örneği yok, bir insan hakkı sözleşmesinden onaylayıp uygulayıp hukuksuzca çekilme tabii ki uluslararası insan hakları mekanizmalarına doğrudan ve direkt bir saldırı aslında. Doğal olarak CEDAW komitesinin esaslı meselesi, İstanbul Sözleşmesi’ydi. Zaten Bakan da konuşmasına bu vurguyla başladı, “İstanbul Sözleşmesi nedeniyle kaygılarınız var, biliyoruz” vurgusuyla başladı.

Tabii ki İstanbul Sözleşmesi gerek Türkiye raportörü, gerek komite başkanı gerekse diğer üyeler tarafından oturumların başında, sonunda, aralardaki sorularda defaatle gündeme geldi. Komite üyeleri son derece net, doğrudan ve ısrarlı sorular sordular. Tüm konularda. Çünkü tüm komite, karşılarında kadınların en temel insan haklarına ilişkin bir sözleşmeden hukuksuzca çekilen bir devlet olduğunun bilincinde.

Defaatle, farklı üyelerden gelen “Neden çekildiniz?” sorusuna bakanın bir cevap verememesi, cevap vermek yerine konuyu bir takım manevralarla geçiştirmeye çalışması bence komitenin bakış açısını netleştirmesine de neden oldu.

Nitekim bu CEDAW’ın nihai gözden geçirme raporuna da İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme damgasını vurmuş durumda. Bu bana kalırsa muazzam, zira insan hakları bir bütündür, birini diğerinden ayıramazsınız, CEDAW Komitesi’ne gelip, “Bana İstanbul Sözleşmesi ile ilgili soru sormayın” demek mümkün değil. Komitenin de kendini bu alanın dışında tutması mümkün değil. Zira sözleşmelerin kapsamı nedeniyle sözleşmeler arasında zorunlu bir bağ var.

“Devletin verdiği cevaplardaki çelişkiden öte, sorulara cevap vermeyişi vurucu’”

Sivil toplum örgütlerinin yazdığı gölge raporlarla devletin sunduğu rapor ve bilgiler arasındaki çelişkiler neler?

Rümeysa: Temel çelişki aslında bakış açısı. Türkiye her türlü geri adım girişimine rağmen yasal anlamda ciddi bir altyapıya sahip. Bu da kadın hareketinin Türkiye’de geçmişteki direnişlerinden, mücadelesinden ayrı düşünülemez pek tabii. Burada da ülke raporu hazırlanırken hep bu olumlu yasal uygulamalara referans veriliyor, var olan ama aslında uygulanmadığını hepimizin bildiği birçok konu etrafından dolanılarak cevaplandırılıyor.

Burada CEDAW Komite üyeleri aynı soruyu üç, dört defa sorsalar dahi aynı cevapları alıyorlar, herkesin gözü önünde bir oyun sergilemesine dönüşüyor ortam.

Devletin verdiği cevaplardaki çelişkiden öte sorulara cevap vermeyişi vurucu bence. Uygulamaya dair herhangi bir veri toplamayan, TÜİK harici resmi veri toplamayı kısıtlayan bir ortamda uygulamadaki eksikler “yokmuş gibi” davranılarak üstü örtülüyor.

Ezel: Rümeysa’nın dediği gibi, çok temel bir farklılık var ki o da bakış açısı farklılığı. Çünkü karşımızda İstanbul Sözleşmesi’nden çekilen, toplumsal cinsiyet eşitliğine inanmayan ve inanmadığını da resmi şekilde ifade eden, LGBT+lara adeta savaş açmış, kadın düşmanlığının ayyuka ulaştığı ve devletin en üst kademeleri tarafından kadınların gün aşırı hakarete maruz kaldığı bir atmosfer var. Sayın Bakan’ın kişisel görüşü ne olursa olsun, orada “İstanbul Sözleşmesi’nden çekilen ülkenin bakanı” konumunda. Delegasyonun ve devlet raporunun sunduğu cevaplar bu gerçeği değiştirmiyor.

Aksine, seneler öncesinden kalan veri ve olguları yeniymiş gibi sunmaları, bazı sorulara tatmin edici yanıtlar verememiş olmaları, her şeyden önce toplumsal cinsiyet eşitliğini ana hedef olarak politikalarının merkezine oturtmadıkları ve bunu savunamadıkları için sanki başka dillerde konuşuyor gibiyiz.

YARIN :  CEDAW Komitesi Türkiye’yi uyardı: Artık harekete geçin

Kaynak: Bianet- Sibel Yükler

Sibel Yükler

2007 yılından beri gazetecilik yapıyor. Haber ajansları, gazeteler ve çeşitli medya kuruluşlarında editörlük, muhabirlik yaptı. Film festivallerinde çalıştı, çeşitli edebiyat platformlarına söyleşiler, dosyalar hazırladı. Kadın/LGBTİ+ ve çocuk haberciliği, toplumsal bellek, yüzleşme, yargı ve edebiyat alanı ağırlıklı çalışma konuları arasında. “Karakoldan böyle yollandı: Polisler adeta Emine Bulut’u suçlamış” haberiyle Musa Anter Gazetecilik Ödülü aldı. Türkiye’deki hak örgütleri ve hak savunucularıyla LGBTİ+ haklarına yaklaşımlarını ve çalışmalarını dünden bugüne tarihsel ve güncel olarak tartıştığı söyleşi dizisi “Şimdi Tam da Sırası” ismiyle kitap olarak yayınlandı.

  • Hakkımızda
  • Künye

 

Başka Bir Denizli… Başka Bir Ülke… Başka Bir Dünya… MÜMKÜN…