Kendini alim, milleti cahil sanıp, homofobik reflekslerle anti-emperyalizm olur mu Barlas? ”Atma Recep, civcivler de yesin”. Ama bu kadar da büyük atılmaz ki!

20 Ağustos 2018 Pazartesi günü, Sabah gazetesi başyazarı Mehmet Barlas, “Neden ABD’ye ‘FETÖ’yü vermezseniz size yaptırım uygularız’ demedik ki” başlıklı bir yazı yayınladı.

Bu yazıdan bazı bölümler:

”Birkaç yıl önce California Berkeley Üniversitesi uzmanları, 2’nci Dünya Savaşı’nda Japonya’ya karşı kullanılması planlanan farklı bir bombayı hedefleyen çalışmaların gizli belgelerine ulaşmışlardı.

Farklı bir bomba

Buna göre Amerikalı uzmanlar,1944’te düşman askerlerini eşcinselleştirecek bir bomba için çalışmalar yapmaktaymışlar… Bu bomba uçaktan atıldığı zaman, düşman askerleri birbirlerine karşı cinsel çekim hissedeceklermiş. Böylece Amerika’ya karşı savaşmayı bırakıp birbirleriyle sevişeceklermiş. Düşünün ki bu proje bir fantezi falan değilmiş…”

Barlas’ın ”Eşcinsel bombası” geleneksel ve sosyal medyada ilgiyle karşılandı, bu satırlar birçok yerde iktibas edildi. Türkiye gibi maço kültürünün yaygın olduğu bir toplumda, eşcinselliğin kargılandığı bir ortamda, aslına bakarsanız fantastik bir fantezi ve cazip bir komplo teorisiydi Barlas’ın aktardıkları.

Tütün tüketimini azaltmak için, sigara paketlerinin üzerine ”Sigara sizi öldürür” ibaresi yeterli olmayınca ”Sigara cinsel gücünüzü zayıflatır” cümlesinin yazıldığı bir toplumdan söz ediyorum. Hatta bu cinsel uyarı ilk çıktığında, sigara satın alan bir Türk erkeğinin, paketi derhal büfeciye iade ederken, ”N’apıyorsun sen ya… Eskisiden, o öldürenden ver bana!” dediği söylenir.

Barlas, ABD’ye karşı halkımızı seferber etmek için milliyetçi söylevin yeterli olamadığını düşünmüş olsa gerek ki, işin içine cinsel tercihleri de katıp kamuoyu önderi vazifesini hakkıyla ifa etmek istemiş.

Barlas’ın yazdıkları, aktardıkları doğru muydu acaba? Gazetecilik esas olarak soru sormak, kuşku duymak ve her bilgiyi denetlemek/doğrulamak kısacası gerçeğe yaklaşmak/ulaşmak mesleği olduğuna göre Barlas’ın yazısını deşmek gerekir. Bunu da iktidar yanlısı medyada yapacak kimse yok. Bizim bağımsız ve özgür gazetecilik yapmaya çalışan meslekdaşlarımız da bu ”Eşcinsel Bombası”nı araştırmaya Pazar akşamüstüne kadar gerek duymamış anlaşılan. Belki de normal… Hem bunca çok daha önemli konu varken, bu ıvır zıvır meselelerle mi uğraşacağız? Hem de yandaş medyanın her yazdığını doğrulamaya/denetlemeye kalksak, bizim o zaman, kendi normal haberciliğimizi yapacak zamanımız kalmaz!

Neyse ki Fransız Libération gazetesinin haber denetleme sitesi checknews.fr, 25 Ağustos tarihli sayısında Bruno adındaki bir okurunun sorusu üzerine konuyu etraflıca incelemiş.

Jacques Pezet imzalı yazıda, Barlas’ın Sabah’daki köşe yazısından önemli bölümler tercüme edilerek alıntı yapılmış. Köşe yazısının ”Komplo teorisi” koktuğu belirtilmiş. Sonra da meselenin esasına girilmiş. Özetleyerek aktarıyorum:

Konu aslında yeni değil. Libération’da 2005 ve 2007 yıllarında bu ”bomba” hakkında 2 yazı çıkmış.

1990’ların başında, ABD Hava Kuvvetlerinin Dayton/Ohio’daki Wright laboratuarı kimyasal ve biyolojik silahlar bölümüne sözkonusu ”Eşcinsel Bomba”ya benzer bir proje geliyor. Bunu da 2004 yılında öğrenebiliyoruz. Sunshine Project adlı, kimyasal ve biyolojik silahlarda şeffaflık üzerine çalışan bir STK, ABD’deki Haber Özgürlüğü Yasasına dayanarak, Savunma Bakanlığından bu konuda bilgi talep ediyor. Bakanlık da cevabi yazısında, böyle bir projenin kendilerine sunulduğunu kabul etmekle birlikte projeyi ”ellerinin tersiyle red ettiklerini” açıklıyor. Projenin mali portesi 7.5 milyon dolar.

Güçlü bir uyuşturucu çekseniz bile tahayyül edilmesi güç bir maddeden söz ediliyor. Çünkü iddialara göre, böyle bir kimyasal madde icat edilebilse ve savaşta düşmana atılsa, karşı taraftaki insanlar aptallaştırılıyor, saldırgan hale gelebiliyor ve cinsel tercihlerini değiştirebiliyor. Disiplin ve moral de çöküyor bu kimyasala maruz kalanlarda. Dahası, ciltte kalıcı izler bırakıyor ve deri güneşten olumsuz bir şekilde etkileniyor.

Sunshine Project’in yetkililerinden Edward Hamons’a ulaşıyor Libération ve ayrıntı istiyor.

”Evet Pentagon bu projeyi redettiklerini açıkladı. Ama Bakanlığa bağlı bir kurumun 2000 yılında tanıtım amaçlı olarak yayınladığı bir CD-Rom’da hala bu projenin bazı unsurlarından sözediliyor. Proje sürdürüldü mü, uygulamaya konuldu mu, tam olarak bilemiyoruz, çünkü bütün bu faaliyetler gizli olarak yapılıyor.”

Hamons, kendi görüşlerini de şöyle açıklıyor:

” Ben böyle bir projenin varlığına inanmıyorum, bence hiç yoktu böyle somut bir proje, ama bir takım yetkililer birkaç yıl boyunca böyle bir fikir üzerinde düşündüler. Bu faaliyetler, devlet sırrı kapsamına girdiği için biz hiçbir zaman böyle bir projenin uygulanıp uygulanmadığını kanıtlayabilecek durumda değiliz”

Tüm bunlardan anlaşılacağı üzere, varlığı bile kesin olarak kanıtlanmamış bir ”Eşcinsel Bombası” sözkonusu olan. Libération denetleme raporunda Barlas’ın iki somut hatasını da yakalamış.

Birincisi hiçbir belgede Berkeley Üniversitesinden sözedilmiyor. Sunshine Project adlı STK’nın merkezi Berkeley kentinde olduğu için Barlas, prestijli üniversitenin adını da katıvermiş yazısına. İnandırıcı olsun diye, herhalde.

İkincisi, Libération, sözkonusu projenin Barlas’ın iddiasının aksine, 2. Dünya Savaşı, Japonlara karşı mücadele ya da 1944’le hiç bir bağlantısı olmadığını saptamış. Barlas, ”Proje ne kadar eski olursa o kadar inandırıcı olur” diye düşünmüş olsa gerek.

Barlas’ın yazısında hiçbir referans yok. Yazıdaki bilgilerin kaynağı belli değil. Barlas herhalde İngilizce bilir. Ama burada yapılan öyle sıradan bir gazetecilik/habercilik hatası değil. İhmal, çalakalem yazmak, yanlış tercüme ya da yeterince araştırma yapmadan başyazı yazmak da değil mesele.

Barlas, ”Mars’a dört şeritli otoyol yaptık desek, inanacak bir kitlemiz var” denilen ülkede yaşadığının farkında. Barlas, iktidarı ve medyasını da arkasına alınca, istediği bilgi ya da görüşü doğru diye, gerçek diye pazarlama imtiyazına sahip görünüyor. ”Nasıl olsa kimse beni tekzip edemez! Ben ne yazsam doğru kabul edilir. Ayrıca iktidarı destekleyen okurlar da bu hassas meseleye kolayca inanır” zihniyetinde bir şahsiyet.

Murathan Mungan’ın sözüdür galiba: ”Türkiye’de herkes her şey olur. Bir tek rezil olmaz!”. Doğru herhalde. Ama Türkiye’de rezil olmayan Fransa’da olabilir. Yaaa…

Kaynak: Artı Gerçek

  • Hakkımızda
  • Künye

 

Başka Bir Denizli… Başka Bir Ülke… Başka Bir Dünya… MÜMKÜN…