Cannes’dan ödülle dönen Diamantino Akdeniz’deki göçmen trajedisinden vicdan azabını giderme formüllerine, yatak odalarının kameralarla takibinden offshore hesapların ortaya çıkarılmasına, oradan yeni tapınak statlara varıyor.

Avrupa Birliği’nin ezmekte olduğu küçük üyelerinden Portekiz’in popülist iktidarı dünya çapındaki futbolcusunu sonuna kadar sömürmeye karar vermiştir.

Klonlama sayesinde millî takımın tümü muhteşem topçunun kopyalarından müteşekkil olacak ve bir zamanlar dünyaya hâkim olan büyük imparatorluğun gücü yedi düvelin gözüne tekrar sokulacaktır.

Kullanılan teknoloji fazlasıyla gelişkin olsa da klonlamanın olası yan etkilerinden biri, kadınlara has bazı özelliklerin meşhur futbolcunun bedeninde gelişme riskidir. Nitekim korkulan olur ve herkesin arzu nesnesi olan erkeksi vücutta göğüsler durdurulamayan bir hızla şişmeye başlar.

Fakat ülkeyi AB’nin kıskacından kurtarıp gezegen çapında söz sahibi olmaya ant içmiş yöneticilerin gözünde bu ufacık ayrıntı pek mühim değildir. Hayatını altüst etmiş olan vakalar silsilesi yüzünden yıldız futbolcunun da mevzuya ayıracak pek vakti yok gibidir…

Cannes Eleştirmenler Haftasının yıldızı olan Diamantino inanılması zor birçok anekdotun sıralandığı, absürtlük derecesi gayet yüksek çağdaş bir fabl adeta.

Bilimsellik kadar, siyasal doğruluk ve senaryo açısından da serbestçe savrulmayı seçmiş yönetmenler Gabriel Abrantes ve Daniel Schmidt envai çeşit provokasyondan geri durmuyor.

Her türlü baskı ve adaletsizlik, savaşlar, açlık veya çevresel felaketler yetmezmiş gibi, daha birçok bela ve dertle boğuşan insanlığın küresel dini haline gelmiş futbolla fimde dalga geçildiği kesin.

Toplumların afyonu her geçen gün daha büyük dozlarla zerk edilirken devasa stadyumların katedral, yıldız futbolcuların çoktan beri tapınılan azizler, hatta tanrılar haline geldiğini kim inkâr edebilir?

Senaryonun gerçeklerle benzerliği filmin başında ihtimal dışı bırakılmış olsa da Diamantino karakterinin Cristiano Ronaldo’dan esinlendiği biliniyor.

Eğlenceli Portekiz yapımında, Akdeniz’deki göçmen trajedisinden vicdan azabını giderme formüllerine, yatak odalarının kameralarla takibinden offshore hesapların ortaya çıkarılmasına, aseksüellikten lezbiyen ilişkiye, geniş bir olaylar örgüsüyle karşı karşıyayız.

Cinsellikte geçişkenlik

Zıpır yönetmenler Gabriel ve Daniel, Diamantino karakterini inanılması zor bir saflığa sahipmiş gibi betimlemişler.

Herhangi bir kadın veya erkekle o ana kadar cinsel ilişkiye girmediğini ifade eden narsist Diamantino tabii ki (birçok ayrıntısına vâkıf olduğumuz) atletik bir vücuda sahiptir ve tahmin edilebileceği gibi, aşırı olmasa da maço bir duruşu vardır.

Fakat en büyük koruyucusu olan babası öldükten sonra canavar ikiz kız kardeşleri (bana Kardashianlar’ı anımsattılar) onu ezmeye ve kontrol altında tutmaya başlar.

İşin kötü tarafı devlet de bu arada, sektörün alametifarikası olan aşırı kazancın offshore hesaplara aktarıldığını düşündüğünden Diamantino’yu yakın takibe almıştır.

Diamantino’nun “süper” yatındaki bir âlem sırasında trajedilerine tesadüfen şahit olduğu Afrikalı göçmenlere acıması ve akabinde bir oğlanı evlat edinmeye karar vermesi, özel hayatına sızmak için biçilmiş kaftandır.

Kadın istihbarat görevlisi lezbiyen Aisha göğüslerini sıkıca bantlayarak erkek rolüne girer, onu Diamantino’ya teslim eden rahibe kılığındaki sevgilisi kameraların kaydettiğini monitörlerden izlemekle mükellef memurdur.

Masumiyet seviyesini gayet yüksek tutmayı başarmış Diamantino’yla çekici muhbir Aisha’nın yakınlaşması olayların çığırından çıkmasına sebep olur, bu arada şaşkın kahramanımızın göğüsleri de durmadan büyümektedir…

Kuir sinema tadında

Bir buçuk saatlik, 2018 yapımı Diamantino’nun içerik ve tarz olarak birçok janrı kabaca kolajlamış bir hali var. Almodovar’ın ilk yıllarındaki agresif enerjiden de, John Waters‘ın elinin değdiği eserlerden de etkiler hissediliyor.

Cinsellikteki geçişkenlik, siyasetteki çirkeflik, dünyamızdaki acımasızlık ve daha birçok mevzu fazla derinleştirmeden, ortaya karışık biçimde işlenmiş, genç ve hevesli sinemacılar Gabriel ve Daniel tarafından.

Filmin pop unsurlar taşıdığı kesin, mesajlarını çok basit bir dille aktardığı da. Başroldeki Carloto Cotta geçtiğimiz senelerde Miguel Gomes’in ödüllü Tabu’suyla dikkat çekmişti.

Siyaseten doğruluğu tartışılabilecek, adeta bir parodi oyunculuğuyla perdeye yansıyan Diamantino’nun cehaletine veya aptallığına gülmemiz mi, ağlamamız mı bekleniyor, bilemiyorum.

Kara mizah diliyle değinilmiş göçmen krizinin tümü bir yana, evlat edinilen Afrikalı bir çocuğun tacize uğrama ihtimali kafamıza kakılırken duygusuzlaşmış benliklerimizde bir kıpırdanma oluyor mu?

İddialı mevcudiyetlerini senkronik şekilde yansıtan Anabela ve Margarida Moreira’nın canlandırdığı kötücül ikizler camp severleri layıkıyla tatmin ediyor mu?

Diamantino’nun sahada transa girip top sürdüğü anlarda beliren pembe sis ve pofuduk köpekçiklerin varlığı, futbol camiasındaki eşcinselliği yeterince temsil ediyor mu?

Kıtanın büyük ülkelerinin ezici gücü altında sıkışmış canım Portekiz’in aşağılık kompleksini, AB’yle arasına duvar örerek, milliyetçi, sağcı, popülist liderlere güvenerek aşması mümkün mü?

Rusya’daki Dünya Kupasında LGBTİ futbol taraftarları tehditlere maruz kalıp memlekette gey karşıtlığı bir kez daha tavan yaparken, homofobinin altında yatan sebepleri teşhir etmek işe yarar mı?

Veyahut, kıyamete doğru yuvarlanan bir gezegende bunca enerjisini futbola kanalize etmiş bir medeniyete filmin ayna tutması hakkında “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az” desek yerinde olur mu?

Kaynak: bianet.org

  • Hakkımızda
  • Künye

 

Başka Bir Denizli… Başka Bir Ülke… Başka Bir Dünya… MÜMKÜN…